Psikolog ; Psikomer danışmanlık seçkin psikolog ve kadrosu ile izmir alsancak da psikoloji ve psikiyatri üzerine hizmet vermektedir.
Diğer Sitelerimiz:
HAKKIMIZDA
Web sayfamıza hoş geldiniz
Psikomer Psikolojik Danışma merkezi 10 yıldır bireysel terapi ,ergen ve çocuklara yönelik terapi ve eğitimlerde ölçme ve değerlendirme alanlarında (kişilik testleri, zeka,yetenek testleri,nöropsikolojik testler) uzman kadrosu ile hizmet vermekteyiz.
Dikkat
1- Psikolog üniversitelerin psikoloji bölümü mezunudur.
2- Davranış bilimcidir.
3- Davranışların ve sorunların ardındaki gerçek nedenleri bulup, bu inanç e düşünceleri değiştirerek , bağlı olarak davranış değişikliği sağlamaya yardımcı olur.
4- Bireyin kendisi ve çevresi ile ilgili farkındalığını artırıp ve daha etkin iletişim kurmak isteyen, yaşam kalitesini artırmak isteyen bireylerle çalışır.
5- İlaç yazamaz ve öneremez.
HİZMETLERİMİZ
YETİŞKİNE YÖNELİK HİZMETLER
Bireyin kendini tanıma ve değerlendirme yolu ile davranışları hakkında içgörü kazanmalarını sağlayıcı danışmanlık.
İlişki içindeki sorunlara yönelik olarak ilişkiyi tanımak, çatışma konularını saptamak, bu süreçle ilgili düşünce duygu ve davranışların ilişki içinde ifadesini sağlamak , beklentileri belirleyip ortak farkındalık yaratarak kendi kararları doğrultusunda ilişkiyi daha sağlıklı sürdürmek veya bitirmek yönünde düşünce duygu ve davranış değişikliği sağlamak.
Aile bireyin büyüyeceği ve varolacağı çevreyi sağlar. İletişim ailede bulunanların yaşam sıkıntılarını, beklentilerini, çabalarını, mutluluklarını paylaştıkları yakın temas içinde birlikte yaşadıkları bir sistemdir.
Aile bireylerinden birinin yaşadığı sorun diğer üyeleri de etkilediği gibi, sistemin işleyişini de etkiler. Amaç ailenin işlevselliğini geliştirerek sorunlarına kendi çözümlerini bulmalarında yardımcı olmaktır.
ÇOCUĞA YÖNELİK HİZMETLER;
* Okul öncesi dönemde karşılaşılan sorunların çözümlerine yönelik gelişim testleri.
* Okul öncesi dönemde çocuklar ve aileleri ile yönlendirici ve düzeltici eğitim programları sürdürme.
* Temel eğitim çağına gelmiş çocukta ortaya çıkan özel öğrenme güçlüğü, okul sorunları, davranış ve uyum zorluklarında çeşitli testler uygulayarak ayrıntılı tanıya varmak, düzeltici program hazırlamak ve eğitim vermek.
* Ergenle terapi. Bu döneme ait sorunların başında aile, arkadaşlık ilişkileri, okulla ilgili sorunlar, sınav kaygısı, gelecek korkusu, meslek seçimi gelmektedir. Amaç ergene bu gibi sorunlarını danışmanla birebir görüşerek başetme becerisi kazandırmaktır
Gelişim dönemleri, anne babalık tarzları, ergenlik çağı ve sorunları aile içi iletişim.
Gençler ve öğrenciler için;
Sınav kayısı, kişiler arası etkileşim, sosyal beceri eğitimi, ders çalışma, zamanı etkili kullanma.
Şirket eğitimleri
MERKEZİMİZDE UYGULANAN TESTLER
Özgül öğrenme güçlüğü
Ankara gelişim tarama envanteri
DENVER gelişim testi
Stanford –Binet zeka testi
CAT kişilik testi
ORGANİSİTE TESTİ
Bender –Geştalt görsel motor testi
Benton-C
YETİŞKİNLERE YÖNELİK
TAT kişilik testi
MMPI kişilik testi
Rorschach kişilik testi
NÖROPSİKOLOJİK DEĞERLENDİRME,
Nöropsikolojik testler
Kısa süreli bellek ve görsel motor koordinasyon testleri
İletişim problemleri
Cinsel sorunlar
Takıntılar,korkular
Tikler
Depresyon
İntihar girişimi
İşsel sorunlar
Eş seçimi, evlilik problemleri
Telkinle doğuma hazırlık
Boşanma sonrası destek programı
Aile içi sorunlar
Yanlış alışkanlıklar
Yeme bozuklukları
Menopoz dönemi sorunları
Yaşlılık problemleri
Ölüm kaygısı
Ergenlik Psikolojisi
Aile içi iletişim çatışmaları
Öfke ve kızgınlık kontrolü
Depresyon
İntihar girişimi
Hiperaktivite Bozukluğu
Öğrenme güçlüğü
Yanlış alışkanlıklar
Arkadaş ilişkileri, iletişim problemeleri
Karşı cinsle yaşanan sorunlar
Takıntılar,korkular
Tikler
Kekemelik
Cinsel sorunlar
Yeme bozuklukları
Ders çalışma alışkanlıklarının değiştirilmesi
Sınav kaygısı
Duygusal zeka gelişimine destek
Anne- Baba bağımlılığı
Gece altını ıslatma
Tuvalet eğitimi
Cinsel duygular
Parmak emme, tırnak yeme
Her türlü korkular
İnatçılık
Tikler
Dikkat Eksikliği
Hiperaktivite Bozukluğu
İletişim Sorunları
Kardeş kıskançlığı
Anne - Baba ayrılığı
Ailede iletişim problemleri
Yuvaya hazırlama
Okul öncesi eğitim
Özel öğrenme güçlüğü
Verimli ders çalışma
Çalma, hırsızlık
Yalan söyleme
Duygusal zeka gelişimine destek
Üstün zekalı çocuklar
Yaygın gelişimsel zihinsel, bedensel bozukluklar:
Otizm
Asperger Sendromu
Psikiyatri
ve psikoloji'nin farkı nedir?
Psikiyatri ve
psikoloji bilimleri insan zihni ve davranışlarıyal Psikiyatri ve
psikoloji'nin farkı nedir? Psikiyatri ve psikoloji bilimleri insan zihni ve
davranışlarıyal uğraşmaları nedeniyle ortak yanları olan bilim dallarıdır. Ancak
psikiyatrist olabilmek için tıp doktoru olmak gereklidir. Fiziksel bir hastalığa
veya mental bozukluk dışında bir hastalığı nedeniyle kullandığı ilaca bağlı bir
psikiyatrik tablo geliştiğinde psikiyatrist uygun ilacı hastanın genel tıbbi
durumunu değerlendirerek verir. Psikologlar diğer ülkeleri bilemiyorum ama
Türkiye’de ilaç yazma yetkisine sahip değiller. Diğer yandan psikoloji
biliminin sosyal psikoloji, deneysel psikoloji, gelişim psikolojisi, klinik
psikoloji gibi alt dalları mevcuttur.
Birbiriyle oldukça örtüşen konularla ilgilenmelerine
karşın birbirini destekleyen bilim dalları olarak görmek daha uygun olur
kanısındayım. Normal ve anormal nedir? Bu kavramların tanımlanması
kültürlerden oldukça etkilenmektedir. Bazı kültürlerde bayılma nöbetleri tıbbi
veya psikiyatrik yardım gerektiren bir durum değil tanrının bir lütfu gibi
görülebilmektedir. Normal kavramının psikiyatride nasıl değişebildiği ve
zorlaştığının en güzel örneği homoseksüalitenin psikiyatri sınıflandırmalarında
uğradığı değişikliklerdir. Homoseksüalite önce benlikle uyumlu ve uyumsuz olmak
üzere iki grupta değerlendirilmiş daha sonraki sınıflandırmalarda homoseksüalite
kelimesi kullanılmadan “kişinin kendi cinsel yönelimden dolayı sürekli ve
belirgin bir sıkıntı duyması” psikiyatrik bir sorun olarak yer almıştır.
Homoseksüalite konusuna psikiyatrinin yaklaşımındaki değişim psikiyatrinin
hastalık veya bozukluk tanımlayışını etkilemiştir: Bir durum veya davranışın
bozukluk olarak kabul edilmesi için sorun ve sıkıntıya yol açması ve/veya
kişinin yardım aramak için başvurmasıdır. Psikiyatrik hastalıklar kalıtımsal
mıdır? Psikiyatrik hastalıklar içinde anne babada görüldüğünde çocuklarda da
mutlaka görülecek bir hastalık yok. Yani yüzde yüz kalıtımsal değil. Ama Ailede
psikiyatrik bir hastalığın görüldüğü durumlarda yeni kuşakta hastalığın görülme
olasılığı artıyor. Örneğin Majör Depresyon hastalarının birinci derece
akrabalarında majör depresyon 1.5 ila 3 kat daha fazla görülür. Bipolar
bozukluğu olan hastaların ailelerinde bipolar bozukluk %4 ila %24 oranında
görülmektedir. Akrabalık derecesi ne kadar yakınsa olasılık o kadar fazladır.
Şizofreni için bazı rakamlar verecek olursak: Toplum genelinde görülme
olasılığı: %1 Şizofrenik bir hastanın ikiz olmayan kardeşinde görülme olasılığı:
%8 Anne babasından birinde hastalık olan çocukta görülme olasılığı: %12
Şizofrenik hastanın eş yumurta ikizi olmayan ikiz kardeşinde: %12 Her iki anne
babada da şizofrenik
hastalık varsa: %40 Şizofrenik hastanın eş yumurta ikizi olan kardeşinde: %47
Mesleklerin ruh sağlığı üzerine etkileri Daha önce stresin ruh hastalıkları
üzerine etkilerinden bahsetmiştik. Bazı meslek gruplarının daha
gerilimli ve zor olduğu açıktır. Bu mesleklerin ruhsal sorunların ortaya
çıkmasını kolaylaştırabileceği gibi, bir görüşe göre de zaten bu meslek
gruplarını seçen insanların başlangıçta belirli ruhsal hastalıklara yatkındır.
Vietnam savaşından sonra PTSD hastalığının sıklığının toplum geneline
yansıtılamayacağını çünkü strese dayanıklılığı düşük olanların orduya girmesinin
PTSD’nin daha çok görülmesine neden olduğu söyleniyor.
Psikiyatristler
hastalarından etkilenir mi? Mashar Osman’a da benzer bir şey sormuşlar. O
da “onların benim hakkımda söyledikleri önemli değil ama ben onlar için
bir şey söylersem bu önemlidir” demiş. Psikiyatristler de insan
olduklarına göre ruhsal sorunlarının olması mümkündür. Ama bir psikiyatristin
sorunlarının farkında olmak şartıyla ruhsal sorunlarının olmasının belki de
zarardan çok faydası vardır. Karşısındakinin sorunlarını anlamasını ve eşduyum
yapabilmesini yani kendini onun yerine koyarak neler hissettiğini anlamasını
kolaylaştırır. Hastalardan etkilenmeye gelince bir onkolog yani kanser
hastalarıyla ilgilenen doktor, tedavisi mümkün olmayan ölüm eşiğinde bir
hastasının karşısında nasıl ölüm düşüncesiyle yüzleşmek zorundaysa psiyatristin
de hayatın pek çok alanındaki sorunlarla yüzleşmesi ve eşduyum yaparken
etkilenmemesi düşünülümez. Önemli olan buna rağmen tıp ahlakı sınırları içinde
hastasına yardım etmeye devam etmesidir. Psikiyatrik hastalıklar ülkemizde
yeterince tanınıyor mu? Psikiyatri bilimi dünya da hızla gelişen bir bilim dalı.
Türkiye’deki gelişimin de paralel olduğunu düşünüyorum. Hala yeterli
olmamakla birlikte Türkiye’deki psikiyatristlerin sayısının artmasının
rolü olabilir diye düşünüyorum. Bence bu noktada vurgulanması gereken bir nokta
psikiyatristlere aslında pek de konularına girmeyen pek çok sosyal meselede
fikirleri soruluyor. Bunun verilen cevapların aksi kabul edilemez bilimsel
gerçekler olarak alınmadığı sürece bir sakıncası yok. Medyanın verdiği önem
psikiyatri biliminin tanınmasında rol oynuyor sanırım. Türk halkının
sosyokültürel seviyesinin yükselmesinin de katkısı var tabii ki.
Psikiyatri’de hastalıklar nasıl sınıflandırılır? Sınıflandırmadan önce
psikiyatrik hastalığın tanımlanmasında fayda var. Yüzyıllar boyunca sosyologlar,
psikologlar ve filozoflar bu tanımlamaya çalışmışlardır. ABD’de ilk kez
1952 yılında DSM denilen sınıflandırma sisteminin birincisi ortaya konulmuştur.
Son olarak DSM- IV meydana getirilmiştir. Sınıflandırma sistemlerinin amacı
öncelikle psikiyatristlerin aynı dili konuşmalarını sağlamaktır. Sınıflandırma
sistemleri oluşturulmadan önceki dönemlerde aynı hastaya farklı
psikiyatristlerin farklı tanılar koymaları sıklıkla görülen bir durumdu.
Psikiyatrik sınıflandırma tanımlayıcıdır. Yani hastalığın sebeplerine göre değil
de görünümlerine, bulgularına göre sınıflandırır. Psikiyatrik hastalıkların
çoğunun sebebi kesin olarak bilinmez ve henüz teori düzeyindedir.
Sınıflandırmanın tanımlayıcı olması bu nedenle daha uygun gibi görünmektedir.
İlk kez başvuran hastaya yaklaşım Ilk görüşmede önemli olan hastayı tanımak,
anlamak, tanı koymak ve tedavi için mutlaka gerekli olan işbirliğini
sağlamaktır.
Hastalar bazen kendi istekleriyle değil yakınlarının bastırması
sonucu psikiyatriste başvuruyorlar. Böyle bir durumda hastayı psikiyatrik
hastalıkların doğası hakkında bilgilendirmek gereklidir. Kişi kendisinin
farkında olamayabileceği sorunlarının olabileceği açıklanır. Bir hastam şöyle
demişti: “Terazinin kendisi bozuk, nasıl tartsın ki”. Bu demek
değildir ki hastanın doğru yalnış hakkında hiç bir fikri olamaz.
Tedavisi hakkında
karar veremez. Vurgulamaya çalıştığım işbirliğinin sağlanması için dürüst bir
şekilde düşüncelerimizi hastayla paylaşmamızdır. Hastanın çeşitli
tedavi alternatifleri arasından birisini seçmeye hakkı vardır. Hastaya
hastalığının gidişi, sonuçları ve tedavi yolları hakkında anlayabileceği bir
dille bilgilendirmek gereklidir. Yaşam olaylarının psikiyatrik hastalıklara
etkisi "Yaşam olaylarının psikiyatrik hastalıkların ilişkisi var mı? (Ekonomik
ve sosyal değişimlerin psikiyatrik hastalıkları arttırdığı söylenebilir mi?)"
Cevap kısaca evet. Bütün psikiyatrik hastalıklar için bire bir bir ilişkiden tam
olarak söz edilemez. Yapılan araştırmalar yaşam olaylarıyla psikiyatrik
hastalıklar arasında bir ilişki olduğunu göstermiştir. Örnek olarak şizofrenik
bozukluğu olan hastaların %60’ında ataktan önceki 3 hafta içinde objektif
olarak kendilerini veya yakın akrabalarını etkileyen bir yaşam olayı bulunmuş.
Ekonomik zorluklar, anne babadan birinin yokluğu, tıbbi hastalıklar, sosyal
açıdan yalnızlık, işle ilgili sorunlar stres etkeni olabilecek yaşam
olaylarından bazıları. Yaşam olayları yalnızca psikiyatrik hastalıklar için
değil tıbbi hastalıklar için de risk faktörü oluyorlar. Önemli olan nokta yaşam
olaylarının tek başına psikiyatrik hastalığı meydana getiren şey olmadığı.
Yatkınlık teorisi denen teoriye göre genetik faktörler ve kişinin strese karşı
dayanıklılığı hastalığın ortaya çıkışını etkileyen diğer faktörler. Her insanın
strese dayanabilme eşiği birbirinden farklıdır. Stres her zaman insan için
olumsuz değildir. Dayanabilme eşiğini aştığı zaman zararlı olacaktır.
Ruhsal durum ve
fiziksel hastalıklar Son çalışmalar genel olarak stresleri iyimser
karşılayan insanların, kötümser karşılayanlara göre psikosomatik hastalıklara
daha az meyilli olduklarını göstermiştir. Merkezi sinir sistemi ile otonomik
sinir sistemi, endokrin bezler ve immün sistem arasında bağlantılar vardır. Bu
bağlantılar sonucu ruhsal durum ile fiziksel hastalıklar birbiriyle yakından
ilişkilidir. Mide ülseri, kolit, astım, hipertansiyon, migren, bazı deri
hastalıkları ruhsal durumla yakından ilişkili hastalıklar arasında
sayılabilirler. Psikiyatrik hastalığın bulunması başka hastalıklar nedeniyle
hastanede kalış süresini uzatıyor; majör depresyonun bulunduğu durumlarda
koroner arter hastalıklarından ölüm daha fazla görülüyor. Hasta yakınlarına
öneriler Örnek olarak şizofreniyi örnek verecek olursak bu hastalığın aile ve
çevre desteğinin daha iyi olduğu doğu ülkelerinde gidişinin daha iyi olduğu
söylenmektedir. Yani hastanızla ne kadar ilgilenirseniz hastalığın gidişi o
kadar olumlu olacaktır denilebilir. Hastanızın düzenli kontrollere gitmesini
sağlamanız, ilaçlarını düzenli olarak kullanmasını sağlamanız tedaviye oldukça
yardımcı olacaktır. Psikiyatri hastaları genellikle doktor doktor dolaşıyorlar
ve çok değişik ilaçlar kullanıyorlar. Eğer hastanızın kullandığı ilaçları ve
dozlarını düzenli
olarak yazarsanız gittiğiniz yeni bir doktorun ilaçlarını ayarlamasına ve uygun
olan ilacı vermesine yardımcı olursunuz. Bu sayede eğer daha önce kullandığı
ve faydalanmadığı bir ilaç varsa bunu doktora hatırlatmış ve aynı
ilacı tekrar vermemesini sağlamış olursunuz. Yaratıcılık ve Ruhsal Bozukluklar
Yaratma, bir anlamıyla yoktan var etme; diğer anlamıyla da var olana şekil
verme, yeni bir düzende, farklı bir açıdan bakma gösterme. Arkadaşlarım bu
dosyada “yaratıcılık ve psikopatoloji”ye dair bir yaratma
gerçekleştirdiler. Psikoterapiyle ilgilenen bir klinisyen olarak, yaratmayı her
şeyden önce kendini ve geçmişini anlama ve değiştirme çabası olarak görüyorum.
İster modern psikiyatrinin giderek daha biyolojik olarak açıklamayı başardığı
duygudurum bozuklukları olsun, isterse yaşamında bir şeyler yolunda gitmediği
için bembeyaz zihninin (tabula rasa) karalanması olarak bakabileceğimiz
nevrozlar, kişilik bozuklukları olsun, ruhsal sorunları olanın kafası
karışıktır. Ruhsal dünyasında ve yaşamında olup bitenleri yerli yerine koymak,
anlamak, anlamlandırmak ister. Sanatsal yaratıcılık ürünleri iç dünyadaki bu
karmaşanın boyayla, notayla, şiirle dışarı dökülmesi ve somutlaştırılması, bir
taraftan da değiştirilme çabasıdır. Tıpkı algılarken kendimize göre
algıladığımız gibi, dışarı dökerken de değiştirerek dökeriz içimizdekileri.
Yaratıcılığın gerçek büyüsü buradadır, şamanların dansları, paganizmin
ritüelleri gibi. Gerçek yaratıcılık bilinçdışı bir süreçtir. Anoreksik
hastaların ya da borderline kişilik yapılanması olan hastaların müzik ya da
resimle uğraştığı dikkatimi çekmiştir epeydir. Gerçi literatürde bu hastaların
sanatla özel ilgilerine dair bir makaleye rastlamadım ama nesne ilişkileri
kuramı bakış açısında bakıldığında borderline psikopatoloji ile yukarıda
içselleştirme ve dışsallaştırmaya tarzıyla örtüştüğünü düşünüyorum: İçindeki
kötü nesneyi dışarı at, şekil ver ve düzelterek içine al, özdeşim kur.
Sanat eserler
yalnızca yaratıcısı ile değil kendisine yönelen ile de içsel bir bağ
kuruyor. Tıpkı bir diyapazonun uygun frekanstaki bir sesle titreşmesi gibi.
Okuyucu, dinleyici kendinden bir şeyler bulduğu, ruhsal karmaşasına denk düşen
eseri beğenir. Bu açıdan bakıldığında örneğin belirli bir müzik tarzını beğenen
ve dinleyenlerin “psikopatoloji”lerini dönüştürmekten çok sürdürüyor
olup olmadıklarını merak ediyorum. Sanatçının aykırılığı, toplumla uyuşmazlığı,
hayattaki şanssızlıkları sonucu hayata farklı bir gözle bakmasının neredeyse
doğal bir sonucu. Hayatında her şey “yolunda gitmişler” ise hiç bir
şeyi sorgulamak zorunda kalmamış “şanslılardır”.
Psikotik ya da
ağır ruhsal sorunları olan hastalarda ise yaratıcılık ve üretkenlik
ketlenmiştir. Ağır bir majör depresyon, dezorganize ya da rezidüel tip bir
şizofrenik bozukluk vakasının günlük yaşamını bile yardımsız
sürdürmesi mümkün değildir. Halihazırda vizyondaki Akıl Oyunları (A Beautiful
Mind) filminin konu aldığı Ekonomi dalında 1994 yılı Nobel ödülü sahibi John
Forbes Nash şizofreni tanısı almış ve 1959-90 yılları arasında uzun bir süre bu
hastalık nedeniyle toplumdan soyutlanmış, yaratıcılığı tamamen olmasa da büyük
ölçüde kısıtlanmıştır. Kendisi üretkenliği ve hastalığına dair şöyle söylüyor:
“Eğer iyi bir şeyler üretememiş olmasaydım kendimi iyileşmiş
saymazdım.” İronik bir ifadeyle “optimum” bir psikopatolojinin
yaratıcılığa yol açacağı ya da doğuştan var olan yaratma gücüne şekil vereceğini
söyleyebiliriz. Ben böyle düşünüyorum. Öğrencilerin yaratıcılıklarını köreltmek
isteyenler Otto F. Kernberg’in “Thirty methods to destroy the
creativity of psychoanalytic candidates” yazısını okuyabilirler (International
Journal of Psycho-Analysis, 1996, 77, 5: 1031- 1040)!!! Kernberg bir öğrencinin
yazısına kendilerine ait herhangi yeni orijinal bir fikir koymalarına en olmanın
yaratıcılığına ket vurmak olduğunu söylüyor. Kalıtsal bir hastalıkta önlem Kimin
hasta olacağı kimin olmayacağını belirleyen bir yöntem yoktur. Bu nedenle
kendiniz için alabileceğiniz bir önlem yok denilebilir. Ama genetik yönü olan
bütün hastalıklarda olduğu gibi akraba evliliği veya gene ailesinde psikiyatrik
hastalığı olan
birisiyle evlenmeniz durumunda sizde olmasa bile çocuklarınızda
hastalığın ortaya çıkma olasılığını arttıracaksınız. Böyle bir evlilikten
sakınmanızı öneririm. Antipsikiyatriye karşı Bir gazetede "Bir insanlık düşmanı:
Psikiyatri" başlığını görünce acaba yanlış mı anladım, "psikiyatri biliminin
insanlığa düşman olduğunu mu söylüyor?" diyerek merakla yazıyı okudum, daha
doğrusu yanımdaki diğer meslektaşımla beraber merakla okuduk. Evet, yazının
içeriği de başlığından çok farklı değildi. Özetle ve diğer bir ifadeyle: 1.
Psikiyatrinin insanoğlunun bazı meziyetlerini indirgemeci bir yolla
psikopatoloji olarak damgaladığı; 2. Psikiyatrinin ilaç tedavisi vermekten başka
bir iş yapmadığı; 3. İlaç tedavisinin de sorunların üstünü geçici olarak örtmek
olduğu; 4. Psikiyatristlerin psikiyatrik görüşme sırasında hastayı neredeyse hiç
dinlemedikleri ve hastanın şikayetlerinin kökenine inmedikleri. Söz konusu
yazıyı kaleme alan adını anmak istemediğim yazarın ifadesiyle "Eğer
sorunun özüyle, kaynağıyla ilgili, rahatsızlık yaşayan kişiyle, yardımcı olmaya
soyunan kişi birlikte bir çalışma yapmazlarsa ve bunu yapmak yerine sorunların
çoğu kez üzerini örtmekten başka hiçbir işlevi olmayan ilaçlara başvurulursa,
sonuç intihar olmasa da, pek hayırlı olmaz". İntiharı ya da depresyonu bu
şekilde yalnızca yaşamsal sorunların bir sonucu gibi görmek onu çok basite
indirgemektir. Hele psikiyatrideki ilaç tedavisinin işlevini "sorunlarının
üzerini örtmek" olarak görmek, olsa olsa depresyonun biyokimyasından habersiz
olduğunu göstermektedir. Bu yazının amacı belli bir şahsın yanlışlarını
göstermek ya da bazı meslektaşlarımı temize çıkarmak değil. Psikiyatriste ruhsal
bir sorun nedeniyle gitmek, dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi, ülkemizde de
henüz kolay bir şey değildir. Özel bazı TV programları ya da meslektaşlar için
değil genel olarak söylemek gerekirse, medyada boy gösteren psikiyatristlerin
hem psikiyatrik hastalıkların bulgularını insanlara anlatarak nelerin
psikiyatriste başvurmayı gerektirebilecek bulgular olduğu konusunda eğitmeleri,
hem de psikiyatrik hastalıkların üzerindeki stigmayı, önyargıyı kaldırmak gibi
önemli faydaları olduğunu düşünüyorum. Bazı meslektaşların kendilerine sorulan
sorulara cevabı bilmediğini söyleyemedikleri için, akıllarına ne gelirse
söyleyerek cevap vermeleri tabii ki beni de rahatsız ediyor. Sayın yazarı
rahatsız eden "bir psikiyatristin hastasını yeterince dinlemeden hemen ilaç
tedavisine başvurması" beni de rahatsız ediyor. Ancak şunu belirtmeliyim ki kimi
durumlarda kişiyi psikiyatriste getiren ruhsal sorunun kaynağını anlamak
(özellikle dinamik kökenli bir sorunsa) saatler alabilir.
Oysa ülkemizin çoğu
hastanesinde bir hastayı dinlemek, teşhis koymak ve tedavisini düzenlemek için
en fazla 20 dakikanız vardır. Eğer sorun ilaç tedavisi ile düzelme
olasılığı yüksek bir durum ise zaman çok büyük bir sorun olmayabilir. Çünkü bu
durumda kontroller daha seyrek olabilir ve daha kısa sürebilir. İlaç
tedavisinden çok psikoterapinin gerekli olduğu durumlarda ise işin ekonomik
boyutu gündeme geliyor. Gelişmiş ülkelerde bile sigorta şirketleri çoğunlukla
psikoterapi masraflarını karşılayamamaktadırlar. Her ne kadar iyi bir
psikiyatrist ya da psikoterapist ile birlikte yapılan terapinin faydalı olduğunu
gösteren pek çok bilimsel çalışma varsa da, ülkemizde psikoterapi hem ekonomik
açıdan, hem de iyi eğitimli psikoterapistlerin azlığı nedeniyle lüks olmaya
devam etmektedir. Antipsikiyatrların hastane ile görüşleri ise şöyle:
"hapishane", "beyin düşmanı", "cehennem yolunda", "sığ", "mekanik", "tüccar",
"ilaç şirketlerinin can dostu", "cahil, ne bilmediğini bilmeyecek düzeyde",
"korkak, o yüzden silahlı, silahı ilaç", "yaşayan ölülerin yaratıcısı".
Psikiyatri için bu sözleri söyleyebilen kişinin hangi verilere dayanarak bu
sözleri sarfettiğini merak etmemek mümkün değil. Türkiye'de bazı psikiyatri
hastanelerinin hala hastalarına kötü şartlarda hizmet verdiğini konuyu biraz
bilen herkesin malumudur. Bazı psikiyatri hastanelerinin vahim hali psikiyatri
biliminin bir suçu mudur, yoksa bu Türkiye'de kötü giden ekonomik, örgütsel vs
sorunların bir parçası ya da ürünü müdür? Bazı hastanelerin durumundan yola
çıkarak bütün bir psikiyatri bilimini ve tedavi yöntemlerini kötüleyen böyle bir
yazı nasıl yazılır, hadi yazılsa bile bu yazı nasıl yayınlanır anlamak çok güç.
Psikiyatri hastasının tedaviye uyumunun sağlanması ve hekim ile arasındaki güven
ilişkisinin sağlanması gerek hastalığın doğası (örneğin paranoid hastalarda
olduğu gibi) gerekse psikiyatrik hastalıklar üzerindeki stigma nedeniyle kimi
durumlar güçtür. Bir psikiyatrist hastalıkları tedavi etmekle birlikte ve
edebilmek için bu ön yargılarla da uğraşmak zorunda kalır. Bu son nokta
açısından bakıldığında ve medyanın sağlık eğitimindeki önemli rolü dikkate
alındığında, psikiyatriyi bu denli hakaretvari ifadelerle yeren bir yazının
yayınlanmasının bir talihsizlik ve dikkatsizlik olduğunu düşünüyorum. İntihara
gelince, insanın kısa bir süre, diyelim ki bir an bile olsa depresyona girmeden
intiharı düşünmesi mümkün müdür? Diyelim ki böyle bir şey mümkündür, yani bir
insan tedavisi gerekli ya da mümkün olmayan yani hastalık olmayan bir nedenle
kendi yaşamına son vermeyi düşünebilsin (yazarın da bahsettiği ötenazi örneğinde
olduğu gibi), ve bu nedenle medyada bir bakanın intiharını depresyona
bağlayanlar haksız olsun, ben yine de soruyorum: psikiyatriyi insanlık düşmanı
ilan etmek insafsızlık değil midir? Hele ilaçla ya da ilaçsız psikiyatrik
tedavilerin olumlu sonuçlarıyla ilgili devasa psikiyatri literatürünü nereye
koyuyor da birisi kalkıp psikiyatriyi "insanlık düşmanı" ilan edebiliyor? Zaman
zaman yine de düşünmeden edemiyorum: acaba antipsikiyatri yanlızca bir şaka mı?
Psikiyatrik
tabloya yol açabilen toksik metabolik nedenler Nedenler: Hipoglisemi;
hiperglisemi; hiponatremi, hipernatremi, hipokalemi, hiperkalemi, hipokalsemi,
hiperkalsemi, hipomagnesemi, hipermagnesemi, metabolik asidoz, respiratuar
asidoz, hipoksi, hepatik ensefalopati, akut pankreatit, üremi, dialize bağlı
demans, vitamin eksiklikleri (thiamine, nikotinamide, pridoksine, B12;
endüstriyel toksinler (karbon monoksit, karbon disülfit); ağır metal
zehirlenmeleri (kurşun,
kronik arsenik zehirlenmesi, cıva); endokrinopatiler (hipotiroidizm,
hipertiroidizm, adrenokortikal yetmezlik, cushing sendromu, hiperparatiroidizm,
hipopitüitarism, feokromositoma); infeksiyon hastalıkları (menenjit,
ensefalit, AIDS); kollajen vasküler hastalıklar (SLE, Miks bağ dokusu hastalığı,
nekrotizan vaskülit, temporal arterit); neoplastik hastalıklar; kardiovasküler
hastalıklar (hipotansiyon, aritmiler, konjestif kalp yetmezliği). Hipoglisemi:
Sempatik hiperaktivite yoluyla anksiyete, terleme, çarpıntı, titreme,
huzursuzluk bulgularına; konfüzyon, uyku hali, koma, nöbete yol açabilir.
Hiperglisemi: diabetik ketoasidoz ve hiperosmolar koma yoluyla psikiyatrik
semptomlara yol açabilir. Hipokalsemi anksiyete, ajitasyon, konfüzyon,
güçsüzlük, hafıza sorunlarına yok açabilir ve bulgular hafif ise eğer birincil
bir affektif ya da anksiyete bozukluğu ile karıştırılabilir. Hiperkalsemi eğer
yavaş yavaş gelişirse yalnızca nöropsikiyatrik bulgular verebilir. Bulgular
fonksiyonel majör depresyonu taklit edebilir. Hepatik ensefalopati akut
olduğunda intoksikasyon ya da maniden ayırt edilemeyen bir tablo olabilir.
Mental durum muayenesi en başta organik bir sebep düşündürmeyebilir. Hafif ve
kronik olduğunda ise dikkat ve bilişsel bulgularda tedrici kötüleme, kendine
bakımın azalması ile yanlışlıkla depresyon tanısı konulabilir. Akut pankreatit
hastalarının çoğu alkolik olduğu için psikiyatrik bulgular alkol çekilmesiyle
karışabilir. Karın ağrısı, steatore, diabet kronik ya da tekrarlayı pankreatiti
düşündürmelidir. Feokromositoma periodik bir hastalık olduğu için panik atağa
çok benzeyebilir. AIDS hastalarının üçte ikisinde nöropsikiyatrik semptomlar
olabilir. Neredeyse hastaların üçte birinde başvuru bulguları nöropsikiyatrik
bulgular olabilir ve hastalığın diğer bulgularına öncelik edebilir. SLE
hastalarının yaklaşık yarısında nöropsikiyatrik bulgular olabilir. Bazı
tümörlerde salgılanan bioaktif metabolitler (serotonin, histamine, bradikinin)
karsinoid sendrom denilen tabloya yol açar. Bu tablo da paroksismal olabilir ve
panik atak ya da somatizasyon ile karıştırılabilir. Pankreas kanserinde
depresyon kanserin keşfinden aylar önce ortaya çıkabilir. Kilo kaybı ve karın
ağrısı şüphelenmeyi sağlasa bile depresyon tablosu bu bulguları dikkatten
uzaklaştıracak kadar yoğun olabilir. Ruhsal durum muayenesi Psikiyatrik tanının
konulabilmesi için psikiyatrist öncelikle hastanın ruhsal durum muayenesini
yapar. Ruhsal durum
muayenesi hastanın görüşme sırasındaki davranışlarını ve durumunu tanımlamak
demektir. Ruhsal durum muayenesi hastanın kendisinden veya yakınlarından alınan
geçmişe ait bilgilerle (hikaye), fizik muayene ve laboratuar sonuçlarıyle
birlikte değerlendirilmezse yanlış sonuçlar çıkarılabilir. Çünkü belirli bir
hastalığın görünümü hastalığın çeşitli evrelerinde farklı görünümler
sergileyebileceği gibi, hastanın ruhsal durum muayenesi sırasındaki durumundan,
kullandığı ilaçlardan veya muayenenin yapıldığı ortamdan etkilenebilir. Ruhsal
durum muayenesi şu bölümlerden oluşur: Görünüm, bilinç, emosyonel durum, motor
davranış, düşünce, konuşma, algı, bellek, zeka, içgörü, yargılama. Gönderen
KaRniCHe
aite tarapisi danışmanlık hastalık psikomer psikolog psikiyatrist kişisel gelişim ve danışmanlık izmir psikolog izmir psikolog psikomer kişisel gelişim psikiyatri psikomer psikiyatrist alsancak psikiyatrist izmir psikiyatrist izmir psikolog
psikolog alsancak psikolog doktor pisikolog doktor psikolog psikiyatrist pisikolog pisikiyatrist psikoloji psikolojik sorun psikomer psikolog psikiyatrist kişisel gelişim ve danışmanlık ruh sağlığı sağlık sınav kaygısı tedavi terapi zeynep manoğlu
Ekonomik fiyatlar ucuz hosting Dörtyol Hatay İskenderun Antakya : www.hostingsitesi.net
Hazır site yapan , joomla , web tasarımı, Dörtyol Hatay : www.sayfaturk.com
Sorunlar hastalıklar makalaler psikiyatrist psikiyatristler psikiyatri: www.psikiyatristler.info
Hatay Dörtyol Payas sanayi firmaları İskenderun Antakya : www.dortyolsanayi.com
Türkiyedeki antika tarihi yerler ören yerleri müzeler müzelerimiz museum : www.muzelerimiz.com
Eski resimler resimleri resmi tarihi istanbul izmir ankara adana bursa : www.eskiresim.info
Kiralık daire mobilyalı ev eşyalı izmir alsancak best emlak : www.mobilyaliev.com
Psikologlar psikolok psikologlar sitesi listesi istanbul izmir adana ankara : www.psikologlar.info